1. Haberler
  2. Gündem
  3. İYİ Partili Olgun: “Çerçeve yasa teklifi, adı konulmamış bir siyasi vesayet ve af kanunudur”

İYİ Partili Olgun: “Çerçeve yasa teklifi, adı konulmamış bir siyasi vesayet ve af kanunudur”

İYİ Parti Afyonkarahisar Milletvekili Hakan Şeref Olgun, "çerçeve yasa" teklifini eleştirerek, Bu teklif, yasama yetkisini Milli Güvenlik Kurulu'na devreden, yargıya talimat veren, kesinleşmiş hükümleri fiilen ortadan kaldıran, kamu görevlilerine sınırsız dokunulmazlık tanıyan, mağdurları yok sayan, eşitlik ilkesini ihlal eden ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni devre dışı bırakan bir metindir" dedi.

İYİ Partili Olgun: “Çerçeve yasa teklifi, adı konulmamış bir siyasi vesayet ve af kanunudur”
service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

(TBMM) – İYİ Parti Afyonkarahisar Milletvekili Hakan Şeref Olgun, “çerçeve yasa” teklifini eleştirerek, Bu teklif, yasama yetkisini Milli Güvenlik Kurulu’na devreden, yargıya talimat veren, kesinleşmiş hükümleri fiilen ortadan kaldıran, kamu görevlilerine sınırsız dokunulmazlık tanıyan, mağdurları yok sayan, eşitlik ilkesini ihlal eden ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni devre dışı bırakan bir metindir” dedi.

İYİ Parti Afyonkarahisar Milletvekili Hakan Şeref Olgun, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında, “çerçeve yasa” teklifini değerlendirdi. Terör örgütünün silah bırakmasına ve ülkede huzur ortamının tesis edilmesine karşı olmadıklarını söyleyen Olgun, teklifin hukuki niteliğini eleştirerek “Bu ülkede kanlı bir terör örgütünün silah bırakmasına, kardeşlik ve huzur ortamının tesisine hiçbir sağduyu sahibi vatandaşımızın itirazı olamaz, olmamalıdır. Ancak burada tartıştığımız mesele barışın kendisi değildir. Burada tartıştığımız, barış söyleminin arkasına gizlenmiş, anayasayı bertaraf eden, yargı bağımsızlığını fiilen ortadan kaldıran ve hesap verebilirliği tarihe gömen bir metnin hukuki niteliğidir” diye konuştu.

“GERÇEK SİLAHSIZLANMA OLARAK KABUL ETMİYORUZ”

Teklifi “satır satır, madde madde” incelediklerini söyleyen Olgun, “Bu teklif, adı konulmamış bir siyasi vesayet ve af kanunudur” dedi. Olgun, PKK’nın yalnızca adını feshettiğini açıklamasının silahsızlanma olarak kabul edilemeyeceğini belirterek, “PKK’nın, KCK çatısı, bölgesel uzantıları, emir-komuta zinciri, finansman ve propaganda ağları bütün unsurlarıyla tasfiye edilmeden ‘terör bitti’ denilemez” ifadelerini kullandı.

Olgun, bağımsız ve denetlenebilir bir doğrulama mekanizması ile örgütsel bağların sona erdiğini ortaya koyacak somut ölçütlerin bulunmadığını savunarak, “Devlete teslim edilmiş bir silah envanteri, bağımsız ve denetlenebilir bir doğrulama mekanizması ve örgütsel bağların koptuğunu gösteren somut ölçütler ortada yokken, sınırlı sayıda silahın yakıldığı bir gösteriyi milletimize nihai tasfiye diye sunmak, güvenlik gerçeğinin üzerini propaganda görüntüleriyle örtmektir. Habur’da yaşananların farklı bir dekorla yeniden sahnelenmesine izin vermeyeceğiz” dedi.

“1239 SAYILI KANUN BİR MÜZAKERE SONUCU DEĞİLDİR”

Bazı kişilerin 1928 yılında Şeyh Sait İsyanı ile ilgili çıkarılan 1239 sayılı Kanun’u teklifini örnek gösterdiğini belirten Olgun, “Öncelikle 1928 tarihli 1239 sayılı Kanun, isyanın elebaşı ve uzantılarıyla dolaylı ya da dolaysız hiçbir masaya oturularak çıkarılmadı” dedi.

Olgun, 2 Mart 1925’te Fethi Bey hükümetinin istifa ettiğini, 4 Mart 1925’te İsmet Bey hükümetinin Takrir-i Sükûn Kanunu’nu yürürlüğe koyduğunu ve İstiklal Mahkemeleri’nin kurulduğunu aktararak, 28 Haziran 1925’te Şark İstiklal Mahkemesi kararıyla Şeyh Sait dahil 92 kişinin yargılandığını söyledi. Olgun, “Bunlardan Şeyh Sait’in de aralarında bulunduğu isyanın müsebbibi olan 49 kişi hakkında idam kararı verildi. Geriye kalanlar ise işledikleri suçlara göre ya cezalandırıldılar. Özellikle altını bir kez daha çiziyorum: İsyanın elebaşı masaya oturtulmadı, muhatap alınmadı, barış lideri ilan edilmedi; idam edildi” diye konuştu.

Bölgede kalıcı huzurun sağlanması amacıyla isyancıların elindeki silahların toplandığını ve güvenliği tehdit eden şeyh ve reislerin bölgeden uzaklaştırıldığını belirten Olgun, 6 Aralık 1927’de kabul edilen “Şarktan Garba Nakledilecek Kişiler Hakkında Kanun” ile bu kararların hukuki çerçeveye bağlandığını ifade etti. Olgun, “İşte bütün bunlardan sonra; isyan tamamen bastırıldıktan, isyanın elebaşı ve ekibi idam edildikten, devlet otoritesi kayıtsız şartsız yeniden tesis edildikten sonra, 9 Mayıs 1928’de kabul edilip 14 Mayıs 1928’de Resmi Gazete’de yayımlanan işte bu 1239 sayılı Kanun yürürlüğe girdi. Görüyorsunuz; bu kanun bir müzakerenin değil, mutlak bir devlet otoritesinin sonucuydu” dedi.

“TÜRKİYE CUMHURİYETİ, BİR TERÖR ÖRGÜTÜNÜN KENDİ TAKVİMİNE GÖRE HUKUK KURAMAZ”

Bugün önlerine getirilen teklifin ise farklı bir sıra izlediğini savunan Olgun, “Örgütle doğrudan ya da heyetler aracılığıyla görüşmeler sürerken; örgüt sahadaki varlığını tümüyle sonlandırmadan kanuni güvenceler ve infaz kolaylıkları önce vaat ediliyor. 1239 sayılı Kanun bir müzakere sonucu değil, devlet otoritesinin tesisinin sonucuydu. Türkiye Cumhuriyeti, bir terör örgütünün kendi takvimine, kendi sembollerine ve kendi ilanına göre hukuk kuramaz” diye konuştu.

Olgun, sürecin ekonomik vaatler ve kalkınma projelerinin hızlanacağı iddialarıyla savunulmasına da karşı çıktıklarını belirterek “Elbette Türkiye’ye ticaret yollarının ve bölgesel altyapının gelişmesini isteriz. Ancak devletin terörle mücadele politikası hiçbir yatırım takvimine, hiçbir ekonomik getiri hesabına göre şekillenemez. Ticaret yolları milli egemenliğe hizmet eder; milli egemenlik ticaret yolları uğruna pazarlık konusu yapılamaz” dedi.

“BU, ARKA KAPIDAN GİRİLEN BİR AFTIR”

Teklifin gerekçesinde yer alan “Bu bir af değildir” ifadesini de eleştiren Olgun, düzenlemenin ismine değil doğurduğu fiili sonuca bakılması gerektiğini savunarak “Siz bir düzenlemeye ister ‘erteleme’ deyin, ister ‘infazın askıya alınması’ deyin; eğer bu düzenleme kesinleşmiş bir mahkumiyet hükmünü belirli bir süre sonunda kendiliğinden ortadan kaldırıyorsa bunun adı aftır. Kanun teklifinin 6. maddesi tam olarak bunu yapmaktadır. 10 yıl suç işlemeden geçiren bir hükümlünün cezası, hiçbir ilave yargısal değerlendirmeye gerek kalmaksızın infaz edilmiş sayılacaktır” ifadelerini kullandı.

Olgun, Anayasa’nın 87. maddesine göre genel ve özel af çıkarılmasının TBMM üye tam sayısının 5’te 3 çoğunluğuna bağlandığını söyleyerek “Bu teklif, o nitelikli çoğunluk şartını bypass eden —sokak diliyle söylemek gerekirse— arka kapıdan girilen bir aftır. Bunu görmezden gelmek, Anayasa’yı gözümüzün içine baka baka delmektir” dedi.

Olgun, teklifin 3. maddesiyle soruşturma ve kovuşturmaların 5-10 yıl ertelenmesinin de fiilen takipsizlik anlamına geleceğini ileri sürdü.

“YASAMA YETKİSİ MİLLİ GÜVENLİK KURULU’NA BIRAKILIYOR”

Teklifin 1. maddesini de eleştiren Olgun, kanunun ne zaman ve kimler için yürürlüğe gireceğinin Milli Güvenlik Kurulu’nun siyasi takdirine bırakıldığını savundu.

Olgun, “Anayasa’nın 7. maddesi açıktır: Yasama yetkisi Türk milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisi’nindir, devredilemez. Bu teklif ile bir kanunun hayata geçip geçmeyeceği danışma organı niteliğindeki bir kurulun kararına bağlanmakta; Türkiye Büyük Millet Meclisi, kendi çıkardığı kanunun ne zaman işleyeceğine dair karar veremez hale getirilmektedir” diye konuştu.

“Fiili varlığa son verildiği” hususunun hangi objektif ölçütlerle tespit edileceğine dair düzenlemede herhangi bir ölçüt bulunmadığını savunan Olgun, “Bu belirsizlik kasıtlıdır; çünkü belirsizlik, denetimsiz bir takdir alanı yaratır. Bu, yasama yetkisinin gasbı değil de nedir?” dedi.

“İMRALI’DAN TAŞINAN MESAJLAR DOĞRULTUSUNDA ŞEKİLLENMİŞTİR”

Çerçeve yasa teklifinin “milli iradenin açık ve özgür tartışmasıyla değil, İmralı’dan taşınan mesajlar doğrultusunda şekillendiğini” kaydeden Olgun, “Her fırsatta milli iradeden söz eden iktidar, bugün milli iradenin üzerine terörün gölgesini düşürmektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin görevi İmralı’dan gelen beklentileri kanunlaştırmak değil, Türk milletinin egemenlik hakkını ve hukukunu korumaktır. Türkiye Büyük Millet Meclisi hiçbir hükümlünün talep makamı, hiçbir örgütün pazarlık masası değildir” ifadelerini kullandı.

Teklifin 4. maddesini “belki de en vahim madde” olarak nitelendiren Olgun, istinaf ve temyiz aşamasındaki dosyalar hakkında mahkemelere doğrudan “bozma kararı verilir” denildiğini belirtti. Olgun, “Düşünün; bağımsız yargı organlarının önlerindeki dosyayı incelemeden, delilleri değerlendirmeden, sadece kanun metnine yazıldığı için bozma kararı vermesi isteniyor. Bu, yargı bağımsızlığına indirilmiş bir darbedir” dedi.

“TASFİYE EKSİZSİZ, KOŞULSUZ, DOĞRULANABİLİR VE GERİ DÖNDÜRÜLEMEZ OLMALIDIR”

İlk çözüm sürecinin nasıl sona erdiğinin unutulmadığını söyleyen Olgun, “O dönemde de ‘pazarlık yok’ denildi; sonra hendekler kazıldı, şehirlerimize silah ve patlayıcı yığıldı; askerimiz, polisimiz ve vatandaşlarımız ağır bedeller ödedi” diye konuştu.

Olgun, “Bugün aynı hatanın tekrarlanmaması için şart açıktır: Tasfiye eksiksiz, koşulsuz, doğrulanabilir ve geri döndürülemez olmalıdır. Aksi halde adına ‘fesih’ denilen şey, yalnızca yeniden örgütlenmeye verilen bir mühlet olur” ifadelerini kullandı.

Şehit aileleri ve gazilerin durumuna da dikkat çeken Olgun, “Bu ülkede PKK terör örgütünün kurşunlarıyla evlatlarını kaybetmiş şehit aileleri var. Bu ülkede yaralanmış, sakat kalmış, ailesini kaybetmiş binlerce vatandaşımız, gazimiz var. Bu topraklar için canını feda eden şehitlerimizin aziz hatırası ve bu uğurda kanını akıtan gazilerimizin onuru hiçbir siyasi hesaba kurban edilemez” dedi.

“MAĞDURUN ADALET BEKLENTİSİNİN BİR NESİL ÖTELENMESİ DEMEKTİR”

Teklifte mağdurların adalete erişim hakkı, etkili başvuru hakkı ve tazminat beklentisine ilişkin düzenleme bulunmadığını savunan Olgun, soruşturma ve kovuşturmaların 5-10 yıl ertelenmesinin mağdurlar açısından sonuçlarına dikkat çekti.

Olgun, “Soruşturma ve kovuşturmaların 5-10 yıl ertelenmesi demek; mağdurun adalet beklentisinin bir nesil ötelenmesi demektir” dedi.

Teklifteki erteleme düzenlemesine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Olgun, “İşin daha da absürt yanı; bu ertelemenin kaldırılabilmesi için teröristin, erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde yalnızca terör suçlarından birini işlemesi gerekiyor. Yani adli bir suç işlerse, adi bir suç işlerse erteleme kararı kalkmıyor” ifadelerini kullandı.

Olgun, teklifin 7. maddesinin 4. fıkrasının (a) ve (b) bentlerine ilişkin de değerlendirmelerde bulunarak, belirli sürelerin geçmesinin ardından hak yoksunluklarının ortadan kaldırılabileceğini savundu.

“SORUMSUZLUK ZIRHI GİYDİRİLEN MEKANİZMA KABUL EDİLEMEZ”

Teklifin sürecin yürütülmesini Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığında, yürütme mensuplarından oluşan bir kurula bıraktığını belirten Olgun, TBMM’ye tanınan yetkinin ise bilgilendirme ile sınırlandırıldığını söyledi.

Olgun, “Milli egemenliğin kayıtsız şartsız millete, onun temsilcisi Türkiye Büyük Millet Meclisi eliyle kullanılacağını söyleyen Anayasa’nın 6. maddesi bu düzenlemeyle birlikte anlamını yitirmektedir. Ülkenin en hayati meselelerinden biri, seçilmiş temsilcilerin denetiminden kaçırılarak atanmışların takdirine terk edilmektedir” dedi.

Teklifin 10. maddesinin süreçte görev alan kamu görevlilerinin hukuki, idari veya cezai sorumluluğunun doğmayacağını hükme bağladığını belirten Olgun, “Görevini kötüye kullansa dahi, keyfi davransa dahi hiçbir görevlinin hesap vermeyeceği bir alan yaratılmaktadır” diye konuştu.

Olgun, “Sorumsuzluk zırhı giydirilen bir mekanizma, demokratik hukuk devletinde asla kabul edilemez. Yarın bu kurulda görev alan bir yetkilinin keyfi, hukuka aykırı bir işlemi nedeniyle bir vatandaşımız zarar görürse, o vatandaşımızın başvurabileceği hiçbir merci kalmayacaktır. Bu, hukuk devletinin apaçık inkarıdır” ifadelerini kullandı.

“TÜRK, KÜRT, ARAP ÜÇLEMESİ” ELEŞTİRİSİ

Sürecin siyasi söyleminde de tehlike gördüklerini belirten Olgun, son dönemde dile getirilen “Türk, Kürt, Arap üçlemesi” ifadesini eleştirdi.

Olgun, “Anayasa’nın 10. maddesinde herkese eşit muamele güvencesi veren eşitlik ilkesini ve 66. maddesinde tanımlanan ‘Türk vatandaşlığı’ kavramını muğlaklaştırma çabasıdır” dedi.

“Ortak vatan” ve “Türkiyelilik” gibi söylemlerle bu tanımın bulanıklaştırılmasının “üniter devlet yapımızı ve millet birliğimizi hedef alan bir zemin hazırladığını” savunan Olgun, “İYİ Parti olarak açıkça söylüyoruz: Bu milletin bin yıllık kardeşliği hiçbir siyasi hesabın ayrıştırıcı söylemine muhtaç değildir. Bu birlikteliğin teminatı zaten Anayasa’nın 66. maddesinde tanımlanmıştır. Biz barış içinde yaşamaya değil, bu metnin hukuk devletini çökerten mimarisine karşıyız” diye konuştu.

“BUNUN ADI TOPLUMSAL BÜTÜNLEŞME DEĞİL, ANAYASAL DÜZENİN PARÇALANMASIDIR”

Olgun, teklifin genelini değerlendirerek, “Bu teklif; yasama yetkisini Milli Güvenlik Kurulu’na devreden, yargıya talimat veren, kesinleşmiş hükümleri fiilen ortadan kaldıran, kamu görevlilerine sınırsız dokunulmazlık tanıyan, mağdurları yok sayan, eşitlik ilkesini ihlal eden ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni devre dışı bırakan bir metindir. Bunun adı toplumsal bütünleşme değil, anayasal düzenin parçalanmasıdır” ifadelerini kullandı.

“İMRALI’DAN MECLİS’E KANUN TALİMATI VERİLEMEZ”

Olgun, 2 Ağustos 2026’da DEM Parti İmralı Heyeti tarafından kamuoyuna taşınan mesaja da tepki gösterdi.

Olgun, “Terörist elebaşı, çıkarılmak istenen yasayı Cumhuriyet’in kuruluşu kadar önemli bir sürecin başlangıcı sayıyor; siyasetin çıkaracağı kanunu ‘anahtar’ olarak niteliyor ve bunun ‘Demokratik Cumhuriyet’e kapı aralayacağını söylüyor. Buradan açıkça cevap veriyoruz: Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla, 40 yılı aşkın terörün sorumlusu bir örgütün elebaşının siyasi projesi aynı cümlede dahi yan yana getirilemez” dedi.

Bu benzetmenin Cumhuriyet’e ve onun kuruluşu için can veren aziz şehitlere açı bir saygısızlık olduğunu savunan Olgun, “Cumhuriyet’in kuruluş iradesi İmralı’da, Kandil’de değil; Türk milletinin bağımsızlık mücadelesinde, Gazi Meclis’te ve Lozan’da tecelli etmiştir. Türkiye’nin hukuk düzeninin anahtarı da İmralı’da değil, yalnızca ve ancak Türk milletinin elindedir” diye konuştu.

Olgun, “İmralı’dan Meclis’e kanun talimatı verilemez. Türkiye Büyük Millet Meclisi bir terörist elebaşının talimatlarıyla kanun çıkaramaz. Cumhuriyetimize yeni bir ad, yeni bir kurucu irade ve yeni bir rejim tarif edilemez. Demokratikleşme terörün gölgesinde yapılan pazarlıkla değil; millet iradesi, hukuk devleti ve eşit vatandaşlıkla olur” ifadelerini kullandı.

Olgun, Türkiye Cumhuriyeti’nin yeniden kurulacak bir devlet olmadığını belirterek, “Terörist elebaşının onayına, rehberliğine veya tarifine muhtaç hiç değildir” dedi.

“DEVLETİMİZİ VE CUMHURİYETİMİZİ TESLİM ETMEYECEĞİZ”

Olgun, konuşmasının sonunda şu ifadeleri kullandı:

“Devletimizi ve Cumhuriyetimizi bir terör örgütünün siyasi hedeflerine ve iradesine teslim etmeyeceğiz. Türk milletinin hakkını, hukukunu, birliğini ve bekasını savunmaya sonuna kadar devam edeceğiz. Gazi Meclis’in çatısı altında terörün gölgesi altında metin yazılmasına, anayasanın hilelerle delinmesine, yargı bağımsızlığının yok edilmesine ve mağdur ailelerin ahının çiğnenmesine izin vermeyeceğiz. Takdir ve karar yüce Türk milletinindir.”

İYİ Partili Olgun: “Çerçeve yasa teklifi, adı konulmamış bir siyasi vesayet ve af kanunudur”
+ - 0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.